Eski RAMAZANLAR 
Zamanı durmuyor,günler haftalar,aylar derken, yıllar ve ömür geçip gidiyor. 
Öyle hızlı geçiyorki; yaşanan bugün, birden yarın oluyor.
Geçmişi anlatmaya,ahh vah, etmeye başlıyor ve eski ramazanlar şöyleydi, bayramlar böyleydi diye.
Böylece konuşmalar, yazışmalar sürüp gidiyor nihayete.
Nedense hep eskiye oluyor özlem.Bu duruma çoğu kez eleştirel bakış ortaya koyuyorsun,ama bir bakıyorsun ki eleştirdiğin durumu bizzat kendin yaşamış oluyorsun. 
Geçmişi yaşamak, bazen mutlu da ediyor insanı,eğer eskiyi arzulamak, hüzün kaynağı olsaydı insanın bahsetmemesi gerekirdi geçmişten.
Ama herkesin gönlünde (yaşanmışlıklar) bulunuyor. Bizde duruma parmak basmak, eski Ramazan ve bayramlardan bahsetmek istedik.
ÇOCUKKEN RAMAZAN:
Çocukluğumdaki ramazanların en çok kış aylarına denk geldiğini hatırlıyorum. 
İlk hatırladığım bayram,1959 yılındaki Ramazan bayramı. Bu bayramda  arife günü ve Nisan ayının da ilk günleriydi. Kardeşim Nazif doğmuştu. O zaman insan nüfusu çoğunlukla köylerde yaşıyorlardı.
Bizde 35-40 haneli bir köyde tarıma dayalı bir aile olarak yaşamaya çalışıyorduk. 
Şimdi insanımız burnundan kıl aldırmasa da o zamanlar çok fakirlik vardı.
Köylerde ekseriyetin keçi koyun gibi küçükbaş hayvanları bulunuyordu, ama para etmiyordu. 
Üretim alın terine bağlı ve tüketim de ürettiğin kadardı. Köyümüz zengin değildi, iftarları belli kişiler ancak verebilirdi. Davetli sayısı da iki üç sofrayı geçmezdi.
 Davet edilenler,her haneden evin reisi diyebileceğimiz yaşlılardı ve tek kişi veya varsa evin daha yaşlısı(anne baba vs) idi.
Tabir uygunsa iftar verenin davetli sayısı 10-15 bilemedin 20 kişi olurdu.
Sofralarda zengin sayılmazdı yemekler tek tabaktan ve ortadan yenilirdi. 
Ama bir sofra düzeni ve işin de bir adabı vardı.
 Sofranın büyüğü ‘bismillahirrahmanirrahim’ deyip kaşığını uzatmadan kimse yemeğe uzanmazdı. 
Adab-ı muaşeret kuralları sanki daha iyiydi.İftar sofralarının başgediklisi tarhana çorbasıydı ama içinde kıyma bile bulunmazdı, çoğu evde kıyma yerine kuru fasulye ile tatlandırıldı.
 Bulunursa Turp veya en çokta lahana turşusu ve tatlılardan kabak tatlısı, sarı burma veya incir uyuşturması bulunurdu.
 Zengin olmayan ama aile birliği ile bereketlenen sofraların ayrı bir güzelliği vardı.
 Birde ezan dinleme işi olurdu. Köyde küçük bir ahşap cami vardı minaresi de gayet kısa idi. Hoca efendi minareye çıkar biraz bekler ve ezanı birden okumazdı.
 Bizde evin önündeki minarenin göründüğü tepeden ezanı dinler hoca efendi “Allah'u Ekber" derken koşar sofrada bekleyenlere haber verirdik.
 Şimdiki gibi bangır bangır bağıran ve çana benzeyen "hoparlörler" yoktu. İnsanlar ürettiklerini yerdi ve sofraya alın terinden doğan ürünler gelirdi.
 Tarımda makineleşmeye geçilmemişti toprak hayvan ve insan gücü ile işlenirdi.
Şimdi azımsanan ve yetersiz bulunan maaşların adı bile yoktu.
İnsanlar üretir, tasarruf içinde tüketir ve dar bölgede yaşardı. Ama paylaşım daha iyiydi sanki!
 Bu günlere göre (belki) bilgisizlik vardı ama insanlar kanaatkârdı ve kıt imkânları eşit paylaşarak geçinip giderlerdi.
En güzeli de aileler toplu yaşarlardı. 
Sofranın zenginliğinden daha önemli olan da, birlik ruhu ve toplu oturulmasıydı.
Yemek ağaç kaşıklarla yenilirdi. Akrabalar çevre köylerde bulunan akrabalarına iftara giderlerdi. Giderken de davet edilip edilmediğine bakılmazdı kaynaşma daha fazla ve seviyeliydi.
Şimdi aileler kendi çocuklarının evine bile o rahatlıkla gidememektedir. Kardeş evlerine de hiç gidilmiyor  zaten, nedense evler  kapalı birbirine.

UZUN DALGA RADYO;
 Bataryalı radyolar vardı bazı evlerde, çatıdan çatıya çekilen 10-15 metre uzunluğunda antenleri ile yayını gelip giden vıv vıv sesleri ile dinlenmeden öteye kafa şişirirdi radyolar.
Bizimde Grinding marka böyle bir radyomuz vardı.
Rahmetli Babacığım Mısırdan yayın yapan arada kuran okunan bir kanal bulur fakat okunan da çok anlaşılmazdı, buna rağmen babam dinlemeye çalışırdı.
Şimdi zaman zaman düşünürüm o şartlarda kurana bağlı babam bugün olsa herhalde televizyonun başından kalkmadan Kur'an okunan kanalları takip ederdi. 

BAYRAMLAR; 
Ulaşım bugünkü hızda değildi. İnsanlar bayramları bulundukları yerlerde geçirirlerdi.
Köyde ki bayramlaşmayı, kadınların salıncağa binmelerini ve salıncakta söylenen manileri bir daha ki yazımızda anlatacağım.
Civar köyler bayram günlerinde birbirlerini nasıl ağırlarlardı ve köyler arası kaynaşmayı da, sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
Köşemiz el verdiğince sizlerle eskileri konuşmak istedim. Ve “ESKİ RAMAZANLAR” başlığıyla sundum.
Hoşça kalın.
Nezih Yıldırım